Blog

Alerjik Hastalıklar ve Probiyotikler

Bağırsak mikrobiyotası, insan vücudunu oluşturan hücrelerin 10 katı mikroorganizma içeren bir yapıdır. Bağırsak mikrobiyotası; 1/3 herkeste ortak, ancak 2/3 ise kişilere özgü olup, bir çeşit “Kimlik Kartı”olarak tanımlanabilir.

Hipokrat der ki: “Yedikleriniz ilaçlarınız, ilaçlarınız yediklerinizdir.”

İntestinal mikrobiyota, bağırsaklarda yaşayan mikroorganizmadan oluşan, çevresel patojen mikroorganizmalardan vücudumuzu koruyan bakteri topluluğudur. Bağırsak mikrobiyotası, insan vücudunu oluşturan hücrelerin 10 katı mikroorganizma içeren bir yapıdır. Bağırsak mikrobiyotası;1/3 herkeste ortak, ancak 2/3 ise kişilere özgü olup, bir çeşit “Kimlik Kartı” olarak tanımlanabilir. “Unutulmuş Organ” da denilen bu yapı 2 kg ağırlığında ve futbol topu büyüklüğündedir. Bağırsaklardaki bu mikroorganizmalar vücudumuzda karaciğer fonksiyonlarına yakın bir rol oynar ve bağırsak immun fonksiyonları düzenlemek, toksik maddelerin atılımını sağlamak,kanserojen maddelerin temizlenmesini sağlamak gibi önemli görevler üstlenirler.Bağırsak mikrobiyotasının bozulması, organizmada özellikle de cilt ve bronşlardaki mikrobiyotanın etkilenmesi sonucu alerjik rinit, atopik egzemagibi çeşitli alerjik hastalıklara sebep olmaktadır. Doğumda sezeryan gibi nedenlerle oluşan “Hijyen Hipotezi”ne göre, çocukluk çağının ilk yıllarında bağışıklık sistemi oluşmasındaki bozukluk, allerji gibi immun hastalıklara yol açmaktadır.

Alerjik olgularda, sezaryenle doğum, çevresel ve genetik faktörler ile özellikle hazır gıdaların aşırı tüketimi, kötü beslenme, hijyenve irrasyonel ilaç kullanılması, bağırsaklardaki mikroorganizmalarındaki sağlıklı düzenin bozulmasına sebep olmaktadır.

Örneğin kırsal kesimde çiftlik ortamında büyüyen çocuklarda allerjik hastalık görülme sıklığı şehirdeki çocuklara oranla düşük bulunmuştur.Çünkü çiftlik ortamı, bağırsak mikrobiyotasında mikroorganizma sayısı ve çeşitliliğinde artık sağlayarak koruyucu bir etki yapmaktadır. Ancak ortamda diğer bazı patojen(hastalık yapan) bakterilerin de olabileceği düşüncesi bu konuda ileri çalışmalara ihtiyaç olduğunu göstermektedir.

Bağırsak mikrobiyotasında, çeşitli etkenler nedeniyle bakteriler arasında gelişen denge bozukluğunun “filogenetik çeşitlilikanalizi” yapılarak sebep olduğu allerji hastalarındaki immun hasarın ve erken dönemde oluşan mikrobiyal fonksiyon bozukluklarının anlaşılması mümkündür.

Probiyotik mikroorganizmalar genelde laktik asit bakteriler olup, başlıca bakteriler; Lactobacillus acidephilus, Lactobacillus casei vsdir. Latobacillus casei/shirota türü, immun cevabı oluşturan, enterobakteriyel enfeksiyonlardan koruyan bir probiyotik ajandır. Lactobacillus GG ise rota virüsler için effektif bir oral aşı olarak kullanılır. Özellikle hastanede yatan hastalarda probiyotik kullanmadan önce kar-zarar hesabı iyi yapılmalıdır.Uygulamadan önce, hasta sağlığı yönünden probiyotikler iyi değerlendirilmelidir.

ATOPİK DERMATİT VE PROBİYOTİKLER

Yapılan araştırmalarda allerjik hastalıklarda probiyotiklerin yararlı etkileri olduğu bildirilmiştir. Ailevi egzama, allerjik rinitis olan anne ve bebeklerine doğumdan sonra 6 ay boyunca Lactobacillus GG veya plasebo verildiğinde bebeklerde atopik dermatit görülme sıklığının, 2-4-7.yıllarda sırasıyla %50, %44, %36 olarak azalan oranlarda olduğu saptanmıştır.

Lee ve arkadaşları, probiyotiklerin, atopik dermatit’i olan alerjik hastalarda, tedaviden çok, korumaya yönelik etkilerinin olduğunu bildirmişlerdir. Dolayısıyla probiyotikler, atopik dermatiti olan çocuklarda,yaşamın 1. yılında immun toleransın gelişmesinde önemli katkıda bulunmaktadır.

Ancak, pediatrik gastroenteroloji, hepatoloji Avrupa Birliğive Nütrisyon Komitesi, yeni doğan sağlıklı bebeklerde ve bağışıklık sistemleri gelişmemiş bebeklerde, prematüre veya konjenital kalp hastalığı olan yeni doğanlarda, probiyotiklerin yeterince güvenli olduğu konusunda yeterli verinin bulunmadığını bildirmişlerdir.

ALLERJİK RİNİT VE PROBİYOTİKLER

Allerjik rinit tedavisinde probiyotiklerin etkisi konusundaki görüşler çelişkilidir.’ Giovannini ve arkadaşları, okul öncesi çocuklarda yaptıkları bir çalışmada, allerjik rinit nöbetlerinin sayısında probiyotiklerin azaltıcı etkisi olduğunu bildirmişlerdir.

Başka bir çalışmada ise, parklarda yaygın bulunan hus ağacının polen yaydığı mevsimlerde, allerjisi olanlara Lactobacillus GG verildiğinde semptomlarda herhangi bir gerileme ve önleyici etki saptanmamıştır. Öte yandan son yıllarda Pubmed de yapılan yayınların ışığında probiyotiklerin allerjik riniti olan hastaların yaşam kalitesinde iyileşme gösterdiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla probiyotik verilen hasta gruplarının kan ve immunolojik parametrelerinde belirgin bir düzelme olmamakla beraber,probiyotiklerin allerjik rinit hastalarında yararlı olabileceği düşünülmektedir. Ancak tedavi kullanımı konusunda veriler henüz yeterli değildir.

GIDA ALLERJİSİ VE PROBİYOTİKLER

Son yıllarda yapılan çalışmalarda, probiyotiklerin, gıda allerjisi tedavisinde yararlı olduğu bildirilmiştir. Bu hastalarda probiyotiklerin, intestinal epital bariyerinin bütünlüğünü korumada,bağırsaklardaki inflamatuvar cevabın oluşmasında, mukozal IgA sekresyonunun azalmasında ve immun tolerans gelişmesinde yararlı olduğu ileri sürülmüştür.

Ancak Hol ve arkadaşları, inek sütü allerjisi olan bebeklerde, L. Casei ve B. Lactis içeren probiyotiklerin 12 ay uygulanması sonunda herhangi bir yararı olmadığını bildirmişlerdir. Başka bir çalışmada,yumurta, fıstık veya inek sütü allerjisi olan çocuklarda, Lactobacillus veBifidobacterium sujları içen probiyotikler 3 ay süreyle verilmiş ancak immun cevap oluşmasında, allerjik tablolarda bir iyileşme görülmemiştir. Dolayısıyla probiyotiklerin allerjik hastalıkların tekrar oluşmasını önlemede yetersiz kaldığı anlaşılmaktadır. Dünya Allerji Organizasyonu bünyesindeki ‘GıdaAllerjisi ve Nutrisyon Komitesi’, gıda allerjisi tedavisinde ve korunmasında,probiyotik kullanmanın etkisi olmadığını bildirmiştir.

Allerjik hastalıklarda probiyotiklerin tedavi etkinliği konusunda, bakteri sujlarının çeşitliliği, tedavi süresi ve dozları yönünde ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Ayrıca konakçı, çevresel faktörler, bireyin spesifik mikrobiyotası, diyet, prebiyotik ürünler, antibiyotik kullanımı gibi birçok faktörün allerji hastalarındaki disbiyozisin yani bağırsak mikrobiyotasındaki bozukluğun sebebi olması, allerjilerin tedavisinin başarısı yönünden mutlaka değerlendirilmesi gerekmektedir.

Özet olarak, bağırsak mikrobiyotasındaki dengesizlik alerjik hastalıklara yol açmaktadır.

Yapılan çalışmalarda alerjik hastalıklarla mikrobiyota arasında ilişki ortaya konmuş olmakla beraber koruyucu mikroorganizmaların yeri konusunda henüz ayırt edici bir görüş oluşmamıştır. Bu nedenle öncelikle,doğumdan ve çocukluk çağından başlayarak, bağırsaklardaki mikroorganizmaların sağlıklı düzen ve dengesini bozan sebeplerden sakınılmalıdır. Dolayısıyla alerjik hastalıklarda koruyucu mikroorganizmaların yeri konusunda yapılan araştırmalarda yararlı bulgular elde edilinceye kadar bağırsak mikrobiyotasi,doğal probiyotik (sağlıklı mayalardan üretilmiş yoğurt, peynir, lahana ve salatalık turşusu) ve prebiyotik (sarımsak, buğday, yulaf, arpa-diğer tamtahıllar, soğan, baklagiller, pırasa, enginar vs.) besinlerle desteklenmelidir.

Kaynak: Etkin Sağlık Dergisi – Prof. Dr. Yusuf Uzun

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir